.post-body, .post, .hentry, .blog-posts, .item-view .post-body, .main-wrapper, .content-wrapper { background: transparent !important; } RecepErsinAkın

30 Mart 2026 Pazartesi

EHLİ BEYT İMAMLARININ NASİHATİ

Allâme Tabâtabâî, Ehli Beyt'in tavsiyesini aktarıyor. Buna göre mümin kimse her gün uyumadan önce yaptığı işler üzerine düşünmelidir. Günümüzü nasıl geçirdik? Allah'ın emrettiği beş vakit namazı kıldık mı? İlme vakit ayırdık mı? Yaptığımız işi ne kadar hakkıyla yaptık? Herhangi bir kimsenin gönlünü mü aldık yoksa kalp mi kırdık? Ağzımızdan hoş olmayan kelimeler çıktı mı? Bu ve benzeri soruların cevaplarını düşünmeliyiz. Bunu her gün uyumadan önce yapmak ilk başta zor gibi gelebilir. Ama son derece kolay ve faydalıdır. Ehli Beyt İmamlarının bu tavsiyesi Kur'ân'a da son derece uygundur. Nitekim Mâide 105 ve Haşr 18 müminleri amelleri üzerine düşünmeye davet eder. 



10 Mart 2026 Salı

ALLÂME TABÂTABÂÎ- ''İSLAM SOSYOLOJİSİ'' KİTAP TANITIMI











Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlarım.

Bu yazımda Allâme Tabâtabâî'nin “İslam Sosyolojisi” adlı eserini tanıtacağım. Allâme Tabâtabâî, 15 Kasım 1981 yılında vefat etmiş, ilmiyle herkesi kendine hayran bırakmış büyük bir âlimdir. Yaşadığı asrın önde gelen müfessir ve filozoflarından birisiydi. Kendisinin “el-Mîzân fî Tefsîri'l-Kur'ân” adında meşhur bir Kur'ân tefsiri vardır. Allâme, bu tefsirin dışında da birçok eser kaleme almıştır. O eserlerden biri de tanıtımını yapacağımız “İslam Sosyolojisi” adlı eserdir. Bu eser Hasan Kanaatlı tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir ve Kevser Yayınları tarafından basılmıştır.

İslam ve Toplum

Malum olduğu üzere İslam dini toplumsal bir dindir. Kur'ân'da yer alan yüzlerce ahkâm âyeti, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) nakledilen yüzlerce sahih hadis ve Ehl-i Beyt imamlarının hayatı bunu açıkça göstermektedir.

Peki İslam dini topluma ne getirdi? Neleri değiştirdi? Toplumsal bir dinse topluma nasıl yön verdi?Bilindiği üzere her toplum kurallara ve kanunlara muhtaçtır. Kurallar ve kanunlar, bir toplumun huzur içerisinde yaşaması için vardır. Peki her kanun ve kural bu işlevi yerine getirmekte başarılı mıdır?İslam'ın getirdiği kurallar ile diğer dinlerin ve toplumların kuralları arasında nasıl farklar vardır? Allâme, bu sorulara eserinde insanı tefekkür ettirecek şekilde cevap vermektedir.

Kitapta Ele Alınan Konular

Eserde şu konular ele alınmaktadır:

İslam'da eğitim ve öğretim

Özel mülkiyet meselesi

Miras konusu

Kadınların İslam öncesi ve İslam sonrası durumları

Evlenme ile ilgili meseleler

Hâkimlik meselesi

İçtihad ve taklit konusu

Kitap toplam 190 sayfadır. Allâme'ye ait bölüm 149. sayfaya kadar devam etmektedir. Hasan Kanaatlı Hoca ise kitabın sonuna mut'a nikâhı ile ilgili ek bir bölüm eklemiştir.

Kitaptan Bir Alıntı

Allâme, İslam dinini sayfa 45'te şöyle tanıtır:

“Bazılarının ‘İslam dini kılıç dinidir.’ demesi, aslında İslam'ın ilk günlerinde baş gösteren harplerin dış görünümüne bakarak körü körüne bu fikirlere kapılmalarından meydana gelmiştir. Oysa İslam dini, ilim ve iman temeli üzerinde kurulan bir dindir. Milletin kalbine ve fikirlerine yerleşmek için kılıca ve kaba kuvvete başvurabilecek din ve rejimler ile karşılaştırılmayacak kadar yüce bir dindir.”

Allâme'nin ifadelerine hayran kalmamak mümkün mü? Ben gerçekten Allâme'nin her eserini okuduğumda onun ilmine ve fikrî kuvvetine hayran kalıyorum. “İslam Sosyolojisi” adlı bu eser de onlardan biridir.

Oruç ve Takvâ

Bu yazıyı yazdığım tarih 10 Mart 2026'dır ve Ramazan ayı içerisindeyiz. Bakara 183, 184 ve 185. âyetlerin emrine uyarak oruç tutuyoruz.

Allâme, oruç hakkında şöyle der:

“Yılda bir ay yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınması (oruçluyken eşler arasında), o insanın takvalı olma ve günahtan kaçınma ruhunun kendinde ortaya çıkmasına vesile olur.”

Gerçekten Allâme'nin bu ifadeleri Bakara 183. âyetinin tefsiri gibidir. Allah Teâlâ bu âyette orucun bize farz kılındığını bildirir ve âyet şöyle biter:

“Umulur ki takvalı olursunuz.”

Takvalı olmak sorumluluk bilinci taşımak, insanın kendisine “dur” demesini bilmesi demektir. Allâme'nin buyurduğu gibi oruç, takvalı olma ruhunun ortaya çıkmasına vesile olur.

Ben bu kıymetli eseri sizlere tavsiye ederim. Eserin boyutu küçük, dili ise oldukça sadedir. Bu nedenle herkes kolaylıkla istifade edebilir.

Rabbim Allâme Tabâtabâî'ye rahmet etsin.




19 Şubat 2026 Perşembe

KUR'ÂN VE ÖFKE KONTROLÜ

Öfke kontrolü psikiyatristlerin ve psikologların son derece önem verdikleri bir meseledir. Maalesef ki ülkemizde son yıllarda yaşanan olumsuz olaylar nedeniyle de öfke kontrolü üzerinde daha fazla durulmaktadır. Aslında öfkelenmek tıpkı sevinmek, üzülmek gibi fıtratta olan bir şeydir. Ama önemli olan bu öfkeye sahip çıkmaktır. Kur'ân, müttaki kulların öfkelerine sahip çıktıklarını belirtir. Âl-i İmrân 133. âyette cennetin müttakiler için hazırlandığı bilgisi verilir. Bir sonraki âyette ise müttaki kulların vasıflarına geçilir. O vasıflardan biri de öfkelerine sahip çıkmalarıdır.

Videomu linke tıklayarak izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/XOxCC_BFjns?si=2rGH85dZ34AVCmPF


18 Ocak 2026 Pazar

DİNLERİN BENZERLİĞİ ÜZERİNE

 







Bismillâhirrahmânirrahîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım. Allah, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyti’ne selam ve salât etsin. Bu makalemizde önemli bir konu olan dinlerin birbirine benzemesi meselesini ele alacağız. İslam ve genel olarak din eleştirmenlerinin şöyle bir iddiası vardır. Diyorlar ki: “Dinler birbirine çok benziyor. Bu nedenle dinler birbirinin kopyasıdır. Başta İslam olmak üzere hepsi beşerî oluşumlardır. Yaratıcı ile ilgileri yoktur.” Bu söylemi yaparlarken dinlerin birbirine benzeyen özelliklerini dikkate alıyorlar. Büyük farklılıklara ise hiç bakmıyorlar ve gündeme getirmiyorlar. Peki neden bu kadar büyük benzerlikler mevcuttur? Benzerliklerin olması, dinlerin beşeri ve birbirinden kopya olduklarını mı gösterir? Bu sorulara akıl ve Kur’ân âyetleri ışığında cevaplar vereceğiz.


KUR’ÂN’A GÖRE DİNLER VE VAHİY MESELESİ

Kur’ân birçok âyetinde din konusuna değinir. Sonuçta Kur’ân, İslam’ın ilahi kitabıdır. Dini oluşturan Kur’ân’dır. Bu nedenle bir ilahi kitapta din konusuna değinilmesinden daha doğal bir durum olamaz. Peki Kur’ân, din hususunda ne diyor? Âyetlere baktığımızda şu hususu çok açık bir şekilde görmekteyiz: Din bir kurallar bütünüdür. Din, bireysel ve toplumsal yaşama hitap eder; emirler ve yasaklar getirir. İşte İslam dini de bir takım emirler ve yasaklar getirmiştir. Mâide 3. âyette de buyrulduğu üzere din tamamlanmış ve Allah bizler için İslam dininden razı olmuştur. Âl-i İmrân 19. âyette şöyle buyrulur:

“اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ”

“Muhakkak ki Allah katında din İslam’dır.”
Âyetin bu kısmı, Kur’ân’a göre Allah katında tek geçerli dinin İslam olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Nitekim hemen yukarıda Mâide üçüncü âyetten bahsetmiştik. Orada da Allah, din olarak İslam’dan razı olduğunu söylemektedir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın naklettiğine göre bu âyet, yani Mâide 3, hicrî 10. yılda arife günü nazil olmuştur. Mâide 3. âyetin Kur’ân’ın son inen âyetlerinden olduğu kesindir. Bir görüşe göre de inen son âyettir. Şimdi tekrar Âl-i İmrân 19. âyete bakalım. Âyet, Allah katında hak dinin, yani tek geçerli dinin İslam olduğundan bahsediyor. Bu durumda Hristiyanlık, Yahudilik ve diğer bütün dinler batıl olmuş olur. Yani Kur’ân’a göre tek geçerli din İslam’dır. Ancak Kur’ân bunu söylemekle beraber diğer dinlerin vahiyden kopuk, beşerî oluşumlar olduğunu da söylemez. Nitekim ilgili âyetin devamında şöyle buyrulur: “Kendilerine kitap verilenler, ancak ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler.” Kur’ân açık bir şekilde onlara da ilmin geldiğinden bahseder. Bu ilim ise onlara gelen vahiydir. Allah onlara da peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bu nedenle onlardan “kitap verilenler” diye bahsedilir. Ancak kıskançlık ve kin yüzünden ihtilafa düşmüşlerdir. Şimdi büyük müfessir Elmalılı’nın, Âl-i İmrân 19. âyetinin tefsirinde din hakkında ne dediğini aktaralım:
“Fâtiha sûresinde dinin bilinen manasıyla tarifi geçmiş idi ki, akıl sahiplerini kendi istek ve iradeleriyle doğrudan doğruya hayra ve nimete sevk eden ilahî bir kurumdur.”
Evet, din hayra ve nimete sevk eder. İlahi dinin amacı insanın mutluluğudur. Allah, dini insanların acı çekmesi için değil; hayatlarını düzene sokmaları ve mutlu olmaları için göndermiştir. İslam eleştirmenleri dahi kabul ederler ki hayat kanunsuz olmaz. Her devletin ve milletin toplumsal düzeni sağlamak için kanunları vardır. İslam da bir kanunlar bütünüdür. İbadet, ahlak, evlenme, miras, suç vb. alanlarda hükümler getirmiştir. Bunların hepsi bireyi ve genel olarak toplumu ilgilendirir. İşte din dediğimiz şey budur. Allah, birçok âyetinde bütün ümmetlere peygamberler gönderdiğinden bahseder. Bakara 136. âyette sadece Kur’ân’a değil, diğer peygamberlere indirilenlere de iman etmemiz emredilir. İşte böyle bir kişiye mümin denir. Kur’ân tasdik konusuna da değinir. Kur’ân, kendisinden önce indirilen vahiyleri inkâr etmez; onları tasdik eder. Tasdik ilişkisi de son derece önemlidir. Bu açıklamaları yapmamızın ve farklı âyetlere atıfta bulunmamızın sebebi şudur: İslam eleştirmenleri, dinlerin benzerliklerinin birbirinin kopyası olduklarına delil olduğunu söylüyorlar. Biz ise bu iddianın akıl ve Kur’ân açısından yanlış olduğunu dile getiriyoruz. Tam tersine, benzerliklerin olması Kur’ân ve İslam’ın hak olduğunun delilidir. Allah, bildirmiş olduğu hakikatlerin diğer ilahî kitaplarda da bulunduğunu söyler. A‘lâ sûresinin son iki âyeti şöyledir:
“Bunlar daha önceki suhuflarda, İbrahim ve Musa’nın suhuflarında da vardı.”
Suhuf, sayfalar demektir. Kur’ân da sayfalardan müteşekkildir. Allah’ın Kur’ân’da bahsettiği hükümler, önceki sayfalarda yani vahiylerde de vardı. Bu nedenle dinler arasındaki benzerliklere neden şaşırılsın ki? Bu durum tam tersine hepsinin çıkış noktasının aynı olduğunu gösterir. Ancak maalesef zamanla batıl bilgiler, peygamberlerin getirmiş oldukları saf dine karışmıştır. Kur’ân zaten bundan da bahseder. Yukarıda aktardığımız Âl-i İmrân 19. âyet, bir açıdan kitap verilenlere yöneltilmiş bir eleştiridir. Aynı sûrenin 105. âyeti de, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşenler gibi olmamamızı emreder.

KUR’ÂN’A GÖRE BENZERLİKLER NORMALDİR

Aslında yukarıda bu husustan bahsettik. Ancak müstakil bir başlık altında tekrardan ele almanın daha uygun olacağını düşündük. Evet, benzerlikler konusu İslam eleştirmenlerinin dinleri reddetmek için ileri sürdükleri bir argümandır. Onlara göre benzerlik varsa, bu dinlerin beşerî ve birbirinin kopyası olduğunun göstergesidir. Bunun aklen tutarlı olmadığından ayrıca bahsedeceğiz. Ancak bu başlık altında konuyu âyetler ışığında ele alıyoruz. Evet, Kur’ân’a göre benzerlikler gayet normaldir. Çünkü âyetler bize, emredilenlerin daha öncekilere de emredildiğinden bahseder. İlk olarak oruç örneğini vermek istiyoruz. Orucu bize farz kılan Bakara 183. âyetin meali şöyledir:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvalı olursunuz.”
Allah, oruç ibadetinin öncekilere farz kılındığı gibi bize de farz kılındığını söylüyor. Demek ki önceki vahiylerde de oruç ibadeti vardı. Nitekim bugün başta Hristiyanlık ve Yahudilik olmak üzere birçok farklı dinde oruç ibadeti bulunmaktadır. Evet, İslam’daki Ramazan orucu ile aralarında farklılıklar vardır. Nitekim o dinlerde bozulmalar olduğunu söylüyoruz. Bunu Kur’ân da ikrar eder. Ancak temelde oruç ibadeti onlarda da vardır. İşte bu açıdan benzerlik olması gayet normaldir. Aynı durum namaz ve zekât ibadetleri için de geçerlidir. Beyyine 5. âyet bu konuda çok açıktır. Kitap verilenlere namaz ve zekât emredilmiştir. Namaz ve zekât gibi ibadetler Hz. Muhammed ile başlamış değildir. Bugün YouTube üzerinden de farklı dinlere mensup kişilerin namaz kıldıklarına dair videolara ulaşmak mümkündür. Oruç ibadetinde olduğu gibi namaz konusunda da farklılıklar vardır. Ancak temelde onlarda da namaz ibadeti bulunmaktadır. Kıyam, rükû ve secde gibi şekillere onlarda da rastlanmaktadır. Yapmış oldukları bu ibadete farklı bir isim vermeleri önemli değildir. Nitekim namaz kelimesi Farsçadır. Arapçası ise salâttır. Bu konuda örnekler çoğaltılabilir. Ancak verdiğimiz bu örnekler bile benzerliklerin bir kopyalama olmadığını, Kur’ân’a göre gayet normal olduğunu göstermeye yeterlidir.

BENZERLİKLER AKLEN DE GAYET NORMALDİR

İslam eleştirmenleri, benzerliklerin dinlerin birbirinden kopya olduklarının delili olduğunu söylüyorlar. Ancak bu argüman Kur’ân açısından yanlış olduğu gibi, akıl açısından da yanlıştır. Öncelikle, benzerliklerin “kopya” olduğuna dair akli delil nedir? Neden benzerlikler, dinlerin ve ilahi kitapların çıkış noktasının aynı olduğunu göstermesin? Biz diyoruz ki hepsi ilahi kaynaklıdır. Bize göre yaratıcı vardır ve yaratma işleminden sonra kullarının yollarını bulabilmeleri, mutlu bir hayat sürebilmeleri için peygamberler göndermiştir. O peygamberler aracılığıyla vahiylerini bildirmiştir. Bu vahiylerde emirler ve yasaklar yer alır. Bizim bu söylemimizi zaman zaman komik bulan İslam eleştirmenlerine şu soruyu soruyoruz: Sizin iddianızın delili nedir? Neden benzerlikler kopyanın delili olsun? Biz söylemimize kanıtlar getiriyoruz. İnandığımız Kur’ân, benzerliklerin gayet normal olduğunu söylüyor. Siz ise sırf inançsız olduğunuz için bu söylemi kabul etmiyorsunuz ve benzerliklerin kopyanın delili olduğunu iddia ediyorsunuz. Ayrıca büyük resmi de gözden kaçırıyorsunuz. Benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da vardır. Mesela İslam dini tevhid dinidir; Allah’ı birlemeyi esas alır. Kur’ân, diğer din mensuplarını tasdik metodunu kullanarak ve hoş bir üslupla İslam’a davet eder. Ancak aynı zamanda onların şirk koştuklarından da bahseder. Hristiyanları, Hz. İsa’yı ve Hz. Meryem’i ilahlaştırdıkları için tenkit eder. Teslis inancının küfür olduğunu söyler. Allah’ın affetmeyeceği günahın şirk olduğuna, başta Nisâ 48 olmak üzere birçok âyetinde değinir. Peki bu kadar büyük farklılıklar nasıl ortaya çıkmıştır? Hz. Muhammed (aleyhisselâm), tevhid gibi bir inancı kendi mi üretmiştir? Sadece tevhid konusu da değil; Kur’ân daha birçok hususta diğer din mensuplarını eleştirir. O halde biz de soruyoruz: Neden farklılıklara bakmıyorsunuz? Farklılıklar son derece önemlidir. Kur’ân’a ve akla göre benzerlikler de gayet normaldir.

KAYNAKÇA
Elmalılı, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’ân Dili, Azim Dağıtım, c. 2, s. 368; c. 3, s. 172.

13 Aralık 2025 Cumartesi

15 Kasım 2025 Cumartesi

ALLÂME TABÂTABÂÎ'NİN VEFATININ 44. YILI

El-Mîzân tefsirinin yazarı olan büyük müfessir ve filozof Allâme Tabâtabâî 15 Kasım 1981'de vefat etti. Kendisini vefatının 44. yılında rahmetle anıyorum. Allâme, daima eserlerinden ve fikirlerinden istifade edilecek bir ilim insanıdır.












6 Kasım 2025 Perşembe

TAKVA KONUSUNDA KİTAP TAVSİYESİ

Kur'ân onlarca âyetinde takvayı emreder. Takva günahlara karşı sakınmaktır. Takva sahibi kula müttaki kul denir. Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı Hoca'mız bu kitabında takva konusunu âyetler ışığında muhteşem bir şekilde ele almaktadır. Önemli bir konu olan takva konusunu âyetler ışığında öğrenmek isteyenler için bu eseri okumalarını tavsiye ederim.


EHLİ BEYT İMAMLARININ NASİHATİ

Allâme Tabâtabâî, Ehli Beyt'in tavsiyesini aktarıyor. Buna göre mümin kimse her gün uyumadan önce yaptığı işler üzerine düşünmelidir. Gü...